Blogcu - Turkce ucretsiz blog Guncel bloglar Ucretsiz blog

***BinTu SaHRa*** ..::Harekette birlik olmazsa fikirde birlik faydasızdır::..- Blogcu

..::Harekette birlik olmazsa fikirde birlik faydasızdır::..

10/11/2007 - !!!

 

 

Muhabbetten Muhammed oldu hasıl
Muhabbetsiz Muhammed’den ne hasıl?

Çölde açan bir güldü o. Rengi solmaz, kokusu tükenmez bir gül. Sevginin bedelini ödeyen Yakub gibi, uzaktaki Yusuf’u koklayan bir yürekle gözlerini takas edenler alabilirdi o gülün kokusunu. Aşkı ve acıyı ondan öğrendik. Yaşamanın ve ölmenin, ölmeden önce ölüp öldükten sonra yaşamanın sırrını o öğretti bize. Göklerin sofrasını o açtı önümüze. Onun sayesinde tenezzül buyurdu Allah yüreklerimize.

Evet, aşkı ondan öğrendik: Sevdi ama sevdaya “kara” çalmadı. Sevdanın yüzünü karartmadan sevmeyi beceremeyenlere, “ak sevda”yı öğretti. Aşka istikamet açısı verdi. Sadece o açıyı takip edenler aşkın sırrına erdi. Başkalarının öğrettiği aşk sahibini tutuklayan bir tutkuya dönüşüyordu. Onun aşk öğretisi ise sahibini özgür kıldı. O aşk çizgisini izleyenler sevdikçe özgürleştiler, özgürleştikçe sevdiler ve sonunda hayatı bir demet muhabbete dönüştürdüler; muhabbete, yani insanın harcadıkça çoğalan tek sermayesine… İman etmedikçe cennete giremezsiniz” diyordu; fakat daha müthiş, insanı iliklerine kadar sarsan bir şey daha söylüyordu: “birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş sayılmazsınız!” Bu, imanı yetiştiren toprağın sevgi olduğunu ifade etmekti. Muhabbetin yürekte istikrar bulmuş hali olan iman, ancak sevgi toprağında boy verebilirdi. Dahası “Mü’min, seven ve sevilen dost olan ve dostluk kurulandır, sevmeyen ve sevilmeyende, dost olmayan ve dostluk kurulmayanda hayır yoktur!” diyordu. Sadece demekle kalmıyor, bu sözün nasıl hayata dönüştürüleceğinin en güzel örneklerini de veriyordu. Onun sevgisi, canlıları aşıp cansızları dahi kuşatıyordu. Uhud için diyordu ki; “Uhud, o bir dağ; ama o bizi sever, biz de onu severiz!”

Dağı seven ve dağ tarafından sevildiğini farkeden bir yürek nasıl bir yürektir? Bu insanı yürekten sarsan muhabbet dersinin, bizim özlemeyen, sızlamayan, yanmayan, inlemeyen, sevmeyen, duyarsız, taşlaşmış ve hatta taştan daha da katılaşmış yüreklerimizde yaptığı yankı nedir? Modern birey anlayabilir mi bu tavrı? İçinde yürek yerine taş taşıyan modern insanda nasıl bir karşılık bulur bu davranış? Şairin “Şarkı görmez, garbı bilmez, görgüden yok vayesi/Bir utanmaz yüz yaşarmaz göz bütün sermayesi” dediği bedeviden bozma, köylülüğe müptela, varlıkla sınanınca lümpen kaprislerine, yoklukla sınanınca aşağılık komplekslerine kapılanlar, nasıl anlar ve anlatır, nasıl yaşar ve yaşatırlar bu muhabbeti/Muhammed’i?

Muhabbeti Muhammed’den öğrenenler ölmemenin sırrını da öğrenmiş oldular. İşte onlardan biri, bu sırrı şu dizelerle açığa vurdu:
Âşık öldü diye salâ verirler
Ölen hayvan imiş âşıklar ölmez
Acıyı da “Ben hüzünlerin peygamberiyim!” itirafında bulunan o Ufuk İnsan’dan öğrendik.
Çağın Ebu Cehillerinin onu anlamasını, onu sevmesini kimse beklemesin. Değil mi ki o, atası İbrahim gibi insanlığa şeytanı, şeytanları taşlamayı öğretti. Şeytan ve dostları da o gülü ve onun gül yüzlü dostlarını taşlayacaklardır.
Ben modern Ebu Cehillerin yaptığından daha çok, ona ümmet olduğunu söyleyenlerin yaptıklarının onu üzdüğünü düşünüyorum. Onun mirasına sahip çıkması gerekenler, sadece sakalına ve hırkasına sahip çıkıp onun öğretisini çağın dışına atmakla onu daha fazla üzüyor olsalar gerek.
Bu satırları bitirmeden, o insan güzeline bir maruzatım var:
Seni çok özledik, bizi bu çağa karşı dik tutan senin kokundur:

Yel essin Ya Rasullallah…

Kokun gelsin!

Mustafa İslamoğlu 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/11/2007 - Yollar !

 

Salam Aleikum Leute…

Heute ist mit mir irgendwas los. Ich glaube nach all den Monaten habe ich die Atmosphäre in Dergah (Tariqa) zum ersten Mal vermisst. Die Menschen die angeblich Mushrikun sind. Wieso liebe ich sie noch? Wieso vermisse ich sie noch? Wer gibt mir diese Liebe? Allah swt oder es ist ein Trick vom Scheitan? Vielleicht prüft Allah mich, aber ich weiß nicht einmal ob ich auf dem Richtigen Weg bin. Mir tut es unendlich leid, dass die Muslime sich gespaltet haben. Es gibt viele Meinungsverschiedenheiten und unter diesen Meinungsverschiedenheiten müssen wir leiden. Alle bringen Beweise und nennen sich ahlu sunnah wal Jama’at
Offf Rasulullah… Glaubt ihr: haben die Sahabas irgendwann einmal an uns gedacht. Haben sie schon gesagt: „Wie werden die Muslime nach uns ohne  diese Schönheit leben?“ Wenn sie einen Tag Rasulullah nicht sahen, dann  waren sie an diesem Tag sehr traurig. Was ist mit uns? Ich habe ihn nicht  gesehen aber ich vermisse ihn trotzdem. Was glaubt ihr? Bin ich deswegen so weil ich noch (wie alle sagen) „ein Kind“ bin? Oder bin ich schon inzwischen erwachsen? Ich bin einfach nicht überzeugt, dass der Weg den ich gehe, der Richtige ist. Aber ich habe Angst. Was wenn ich wirklich auf Sirat-i Mustaqim bin?!... Was ist mit all den Menschen auf der Erde? Diese Gedanken gehen dann so weiter. Vielleicht macht man auf mich auch takfir. WaAllahu’l Alam. Egal was die Menschen denken. Aber Allah?!

ya Allah Allah Allah, ya Allah Allah Allah ya Hu Hu, Hayy Hakk…

ya Rabbi leite uns recht, gib uns kraft, lass uns mit unserem Nafs nicht allein, Lass uns für Dich leben und für dich sterben… Zeige uns den richtigen Weg… Bitte Vergib uns, vergib uns… :’( :’( :’( :’( :’( :’( :’( :’(

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/9/2007 - .:::.

 

 
•·.·´¯`·.·•ναн∂єт ƒαяz, тєƒяιкα нαяαм∂ιя•·.·´¯`·.·• 
Günümüz İslam Dünyasındaki gelişmeleri ve Müslümanlar arasındaki sorunları anlama gayretinin 
doğal bir tezahürü olarak "Vahdet" eksenli yapılan çağrıların, yorumların  gitgide geniş çaplı bir hal
aldığına yakından tanık olmaktayız.
Esas itibariyle İslami kimliğe sahip hemen hemen herkes
“ümmet birliği”nin tek yol olduğunu belirtip, kendisini "Vahdet" yanlısı olarak tanımlıyor.
İslam Ümmetinin tamamının hayrını gözetme noktasında samimiyetinden şüphe duymadığımız ve 
duyamayacağımız  bir takım saygın ve etkin kanaat önderlerinin, "İttihad" temelinde "Ümmet"
kavramının ihyasına dayalı fiili girişimler söz konusu olunca her nedense suskunlaşmaları veya
konuşanların da vahdetin tesis edilmesi yolunda hizmet yerine bire bir zıt söylemler içine düşmeleri de
başlı başına bir hayal kırıklığına yol açıyor.
İslam Birliği’ni savunmak herhangi bir mezhep yandaşlığı adına hareket edip doğruları ve yanlışları 
ile onları kabullenmek ve sırtlamak şeklinde olmaz. 
İslam Birliğini ve Müslümanların kardeşliğini
savunmak, Şii olsun Sünni olsun Müslüman olan herkese kucağını açıp hepsinin saygınlığına değer
verdiğimizi ortaya koymakla olur.
İslam dünyasından ve bu ülkeden alim, aydın, kanaat ve cemaat önderi herkesten Müslümanların
gerçekten birbirine kardeşçe yaklaşacağı ilkesel bir zemin oluşturmalarını bekliyoruz…
Toz duman ortamı içerisinde müslümanın izzet ve saygınlığının zedelendiği, güvenlerin sarsıldığı, 
kardeşlik bağlarının kopartıldığı ortamlar en büyük düşmanlarımız Amerika ve İsrail’in zafer
menzilleridir. Bizler kendi ellerimizle altın tepsiler içinde düşmanlarımıza zafer mi sunacağız?

Kutlu kanlarıyla yolumuzu aydınlatan önder şehidimiz Seyyid Kutub, “Kalem sahibi kimseler
çok şeyler yapabilirler: ancak inançlarımız ve fikirlerimizi uğruna gerektiğinde canlarımızı ve
kanlarımız vermek pahasına.” demektedir.

Bugün hepimiz bütün dünya Müslümanları olarak, tüm Müslümanların vahdetini savunmak,
Müslümanlar arasında yakılan fitne ateşlerini söndürmek, tefrika tuzaklarını bozmak, ihanet
planlarını boşa çıkarmak gibi tarihi ve ilahi bir sorumlulukla karşı karşıyayız.

Bu sorumluluğumuzun bedeli her ne olursa olsun bu yolda tam bir kararlılık içinde yürümeli ve
tüm gücümüzü ortaya koymalıyız.  Şehid Seyyid Kutub’un ifade ettiği üzere, bu yolda yürümek 
bizden her ne bedel isterse ona da hazır olmalıyız.

Zira bugün bizler İttihad-ı İslam’ı savunma noktasında gaflete düşersek, emperyalizmin ve
siyonizmin ördüğü zillet ve esaret ilmiklerini kendi ellerimizle boğazlarımıza takma durumunda
kalacağız ki, bu da İslam’a ve Müslümanlara, geleceğimize ve şerefimize karşı ihanet içine
girmekten başka bir anlam ifade etmeyecektir.

Vahşetin ilacı vahdettir, kağıt üzeri bir vahdet değil, sözlerde kalan bir vahdet değil, açık sözlülükle,
bedellerin ödeneceği, gerektiğinde altlarına kanla imzaların atılacağı bir vahdet..

Bu dava gerçekten garîb, gerçekten mazlum ama zillete de bir o kadar uzak!
Rabbimiz! Bizleri, en büyük düşmanımız olan tefrika fitnesine karşı, en ağır bedelleri ödeme
pahasına mücadele ve mücahede ederek yolunda saf tutan ebrardan kıl…

 
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/9/2007 -

Seltsam, nicht wahr?

Seltsam, dass ein Zehn-Mark-Schein so groß aussieht, wenn man ihn in einer Moschee spendet, aber so klein, wenn man ihn ins Einkaufszentrum bringt.  Seltsam, wie lange es dauert, Allah für eine Stunde zu dienen, aber wie schnell eine Mannschaft sich vorbereitet, um stundenlang zu spielen.  Seltsam, wie lang ein paar Stunden bei religiösen Pflichten scheinen, aber wie kurz sie sind, wenn man einen Film anschaut.  Seltsam, dass wir beim Bittgebet nicht wissen, was wir sagen sollen, aber  keine Schwierigkeiten haben, etwas zu finden, über das wir im Gespräch mit  einem Freund sprechen.  Seltsam, wie gespannt wir werden, wenn ein Fußballspiel in die Verlängerung geht, aber wie ärgerlich wir werden, wenn ein islamischer Vortrag länger als die vorgesehene Zeit dauert.  Seltsam, wie schwer es ist, einen Vers aus dem Qur'an zu lesen, aber wie  leicht es ist, mehrere Seiten eines Bestsellerromans zu lesen.  Seltsam, wie sehr die Leute bei einem Spiel oder Konzert in der ersten Reihe sitzen wollen, sich aber in der hintersten Reihe der Moschee drängeln.  Seltsam, dass wir zwei oder drei Wochen vorausplanen müssen, um ein  religiöses Ereignis in unserem Terminkalender unterzubringen, dass wir  jedoch für eine Unterhaltung unsere Termine selbst im letzten Moment ändern können. Seltsam, wie schwer es manchen Leuten fällt, einen einfachen islamischen Artikel gut genug zu lernen, um ihn anderen mitzuteilen, aber wie leicht es denselben Leuten fällt, Klatsch über jemandem zu verstehen und zu wiederholen.  Seltsam, wie sehr wir einer Zeitung Glauben schenken, aber das, was der Qur'an sagt, in Frage stellen.  Seltsam, wie alle in den Himmel kommen wollen, vorausgesetzt, dass sie nicht irgend etwas glauben, denken, sagen oder tun brauchen, was Allahs Wille ist. Seltsam, nicht wahr? Nicht wirklich.  Es ist ein ernster Denkanstoß für unseren Verstand.
Oh Allah vergib uns.
Amin


                         Hazir Cevaplar !!!                           

YETMEZ Mİ?
Asr-ı saadetteki muhteşem hadiselerden duygulanan bir genç:

- "Keşke Peygamberimiz'in (sav) devesi olsaydım" deyince, Ali Suad atılmış:
- Ümmeti olman yetmiyor mu?

YANLIŞINIZ VAR
Bir Alman kadın, görevli olarak Berlin'e giden M. Akif'e:
- Memleketinizde kadınları içeri kilitler, sokağa çıkmalarını engellermişsiniz. Onlara acımıyor musunuz? deyince, M. Akif şu cevabı vermiş:
- Yalanınız yok, yanlışınız var madam. Biz kadınlarımızı dışarı çıkarmıyor değiliz. Fakat
dışarıdan içeriye alamadığımız günler çoktur.

DİKEN VE GÜL
Ebüdderda Hazretleri, bir sohbette insanların ahlakının gitgide bozulduğunu söyleyen bir zata şöyle dedi:
- Haklısınız!.. İnsanlar, eskiden dikeni bulunmayan güllere benzerlerdi. Şimdi ise, gülü olmayan dikenleri andırıyorlar!..

KABRİSTAN
Hz. Ali, mezarlığa neden sık gittiğini soranlara şu cevabı vermiş:
- İki sebebi var: Anlattıklarıma itiraz etmiyorlar ve arkamdan konuşup, gıybetimi yapmıyorlar.

SELAMDAKİ İNCELİK
Muzaffer Ozak Hoca'nın sahaflar çarşısındaki dükkanına giren bir genç:
- Selamunaleyküm babalık... diye selam verince, hazret selamı alır:
- Aleykümselam kurukalabalık...


 

“Ben güzele güzel demem,Allah(c.c.) güzel demedikçe..

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/9/2007 - -->

 

Karanlık aydınlıktan, Yalan doğrudan kaçar
Güneş yalnızda olsa, Etrafına ışık saçar
Üzülme doğruların, Kaderidir yalnızlık
Kargalar sürü ile, Kartallar yalnız uçar..!!!

Unutma! Tez geçer zulmün ezası. Sabretmeyi
Bileceksin tamam mı?

Çevirmez ahını Allah öksüzün,
pek basittir devrilmesi köksüzün,
her kim olsa haksızlığı,
Haksızın suratına çalacaksın Tamam mı?

   Yolunuz her zaman Allah yoludur!
Bu böyle bir
Çile ki, kökü şehidin kanıdır!
Hak haklının en
Mukaddes malıdır.
vermezlerse alacaksın Tamam mı?

 Yalana hayır, bu gerçeğe evet
mücadeleden
Yılma, kalsanda tek fert
birde ötesi var,
Buranın elbet,
nasıl olsa güleceksin... Güleceksin, tamam mı?

  

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/8/2007 - Birazda Tebessüm Edin :-)

EEEEEEEEE DOĞRU SÖZE NE DENİR......

Bir Amerikali, bir Ingiliz ve bir Irakli kahvede oturmus cay iciyorlar. Amerikali cayini bitirince bardagi havaya firlatmis, silahini çikarip bardaga ates edip parcalamis: "Bizde bardaklar o kadar ucuzdur ki biz Amerika'da ayni bardakla iki kere cay icmeyiz" Ingiliz de bunun üzerinecayini bitirip bardagi havaya firlatmis ve ates  ederek bardagi parçalamis: "Bizim Ingiliz kumsallarinda bardak yapacak cam icin o kadar cok kumsal vardir ki, ayni bardakla iki kere cay içmeyiz" Bunun uzerine Irakli da çayini bitirmis, bardagi havaya firlatmis,  silahini çekip Amerikali ve Ingilizi vurup oldürmüs
-"Bagdat'ta bu Ingiliz ve Amerikalilardan o kadar cok var ki, biz ayni adamlarla oturup iki kere cay icmeyiz..."

DESEYDİN

temele biri sorar : oruclu iken kac hamsi yersun? Temel: 100 hamsi der. Adam: hayir bir hamsi yedunmi orucun bozulur der. Temelde Dursuna gider ve sorar: Dursun orucluyken kac hamsi yersun? Dursun: 200 hamsi der. Temel: 100 deseydun sana iyi bir cevabum vardi, der.

Hamsiye

Birgün Temel Hamsiye'ye: Hamsiya yarın bize gel evde kimse olmayacak demiş hamsiye Temele gitmiş kapıyı çalmış çalmış kimse açmamış.

Bir arkadaştan gelen mail, aynel vaki yaşanmış bir hadise, gülmemek için kendinizi çoook zor tutacaksınız
***
Bir dönem bir genel müdür yardımcılığı yapmış birisi anlatıyor: Sene 1965. Bir genel müdürlükte özel kalem müdürü yardımcısıyım.. Bayrama 10 gün var.. Benim müdür hastalandı.. Ben ise işe gireli 2 hafta olmus, olmamış. Genel Müdür bey beni çağırttı:
- Tebrik kartları hazır mı?.. Şaşırdım:
- Anlamadım! Hangi kartlar efendim?
- Aman evladim, Şükrü Bey sana söylemedi mi? Bayram geldi, tebrik kartları şimdiye kadar hazır olmalıydı.. Tüh tüh.. Eyvah...
- Çabuk hemen hazırlayıverin.
- Emredersiniz efendim! dedim. Ancak sabaha kadar 3 bin kartı nasıl yazacağım?
Genel müdür bey, bütün kartları çini mürekkebiyle ve en güzel yazımla yazmamı istedi. 3 bin karttan 2 bin tanesini kendisinden makamca alt'takilere şu sekilde yazacaktım:
"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim"
1.000 tanesi de üst makamdakilere olacaktı ve onlarda da şu ifade yer alacaktı:
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim."
Sabaha kadar 3 bin kart, düşünebiliyor musunuz?!?.. Ne yapalım? Çaresiz mecburen kolları sıvadım ve başladım öncelikli 2000 karta:
"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim",
"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim",
"Bayramını kutlar, gözlerinden öperim" ...
1, 5, 10, 18, 28, 58, 108, 188, 558.. Yazıyorum, yazıyorum bitmiyor!.. Nasıl sıkıntı bastı bir bilseniz!... 738, 918.. 2,5 paket Samsun'u bu arada bitirmişim. Öyle işkence çekiyorum ki, ekmek parası olmasa bırakıp kaçacağım. Sıra 2000. karta geldiğinde şafak söküyordu. Ben de bitmişim ama önümde hala yığınla kart duruyor! Şimdi de 1.000 tane de üst makamlara yazılması gerekenler var. 4. Paket sigarayla birlikte
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim"e başladım.. Boyuna yazıyorum, göz kapaklarim iyice ağırlaştı, takoz koysam gene de kapanacak. 209, 529, 689.. Yaz babam yaz.. Ama artık kalemi parmaklarımın arasında tutamaz oldum. Ben kaleme değil, kalem bana hakim:
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim."
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim."
"Sizin ve eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, sıhhatli ve başarılı günler niyaz ederim" ...
Ve bir müddet sonra gerisini nasıl yazmışım hiç hatırlamıyorum:
"Niyaz ederim başarılı günler sizinle eşinizin bayramını kutlarken.."
"Kutlarken eşinizin bayramını saygıyla sıhhatli günler diler Niyazi ile beraber ederim.."
“Sizin, niyazi ile eşiniz birlikte bayramınızı sıhhat dilerim, tebrikle beraber.”
"Niyazi ile birlikte sizin ve eşinizin bayramını kutlarken ayrıca sıhhatle ederim.."
"Önce bayramınızı başarılı eder, sonra eşinizle Niyazi'ye tebrikli günler dilerim.."
"Sizin de eşinizin de Niyazi'nin de bayramını saygıyla eder, sıhhatli tebrik dilerim.."
“Bayramınız niyazi ile sıhhat bulsun, eşiniz ile birlikte tebrik olsun”
"Sıhhatli eşinizin bayramını saygıyla kutlarken, Niyazi'ye başarılar diler aynı zamanda ederim.." "Bayramınıza etmeden önce eşinizi saygıyla kutlar Niyazi'nin gözlerinden öperim.."
"Sizin de, eşinizin de, Niyazi'nin de, bayramini da, tatilini de, gemlisini de, geçmisini de bayramını beklerim.. Saygiyla tebrik ederken.."
"Önce niyazi bayramı tebrik etsin, yok öyle yağma, ben size ve eşinize sıhhat dilerim sonra" “Bayram günü eşiniz ve niyaziye dikkat edin, size de daha bayram gelebilir.”
“Niyazi bey bayram günü eşiniz ile birlikte sizi sıhhat ile tebrik etsin”
“Tebrik ederim niyaziyi, eşiniz ile birlikte sizin bayram sabahı sıhhatinizi dilemiş”
Sabah tam mesai saatinde, gözlerim kan çanağı bir halde kartları yetiştirdim.. Genel müdür bir-ikisine şöyle bir baktı: "Aferin" dedi. "Güzel yazmışsın. Hemen postalayın!" Bizde HEMEN POSTALADIK!.. 3 gün sonra da önce bizim genel müdürü, sonra da tahmin ettiğiniz gibi bendenizi postaladılar!..

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/8/2007 - ein Brief..

 

    

Ich wollte ihn mit euch teilen…

Einen Brief, den ich mittlerweile mehrmals gelesen habe und der mich so oft zum weinen brachte… Ich habe versucht, den Brief ins Deutsche zu übertragen:

„Ich bin ein Sohn einer armen Familie. Ich habe keinen Vater und meine Mutter ist krank. Wir hatten 2 Mil. Lira (umgerechnet 1,5 Euro) um Essen zu kaufen. Davon schicke ich euch 1 Mil. Lira. Denn ich habe heute aus einer Mülltonne Brot gefunden. Heute Abend werden wir mit diesem Brot unser Fasten brechen. Kauft bitte mit diesem Geld Brot für die Kinder des Erdbebens. Dieses Geld ist Halal (ehrlich verdientes Geld). Da ich noch eine Briefmarke für diesen Brief kaufen musste, konnte ich leider nicht alles an euch schicken. Ich bitte um Entschuldigung.“

Der Brief ist adressiert an die Pakistanische Botschaft. Verschickt wurde er aus einem Vorort von Kütahya (Türkei), das geht zumindest aus dem Poststempel hervor. Der unbekannte Absender ist ein anonymer Geldspender, der selber aus sehr ärmlichen Verhältnissen kommt und mit seinem letzten Hab und Gut den Erdbebenopfern in Pakistan helfen möchte.

Aus der Handschrift und der Wortwahl (des Original) kann man entnehmen, dass es sich beim Schreiber dieses Briefes um ein Kind handelt. Ein Kind, das allerdings erwachsener ist, als manch Erwachsener…Ein Kind, dessen Herz und Mitleidsempfinden über die Erde hinaus den Himmel umfasst…

Nachdem der Brief durch die Pakistanische Botschaft an die Öffentlichkeit gelangte, haben die türkischen Behörden wochenlang über Rundfunk und Fernsehen nach diesem Jungen gesucht. Sie wollten ihm und seiner Familie helfen. Doch er hat sich nie gemeldet…

Vor einigen Tagen habe ich in einer seriösen Tageszeitung gelesen, dass allein in Österreich mehr als 50.000 Millionäre leben…

Mehr will ich dazu nicht sagen. Wer versteht, der versteht…

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/8/2007 - Ahlarim göge cikmis !!!

 

Ahlarım göğe çıkmış, hüzünler perde perde

Bir vuslat şarkısı bu dillenir bu yürekte

Mesafeler çok uzun yolculuk var öteye

Düşlerim sana muhtaç, o kutlu nefesine…

Günahlarla diz çökmüş kalbim prangalarda

Şu aciz sessizliğim duy neler söyler sana;

Kimse merhem olmuyor bu onulmaz yarama

Ümitlerim kırık, dökük veysel yorgunluğunda…

İçimde kutsal nazarının acı sancısı

Seni söyler kirpiklerim tıpkı yağmur damlası

Alevlenir gönlümde aşk ateşinin hası

Bitsin n’olur artık hasretlerimin yası…

Rüyalarımda bile en güzel olan sensin

Cennetlerde yıkanmış narin bir menekşesin

Solmamaya yemin etmiş bahar sensin, gül sensin

Hızır eli, hak habibi, dostların sahibisin…

Kıyılarıma vurdukça hicran ben seni arıyorum

Sonsuz gayyalardayım elini bekliyorum

Yokluğunun hastasıyım adınla yanıyorum

Can değil, canan değil tek seni istiyorum…

Dualarımın özü, candamarımda kansın

Aşkınla öyle oldur görenler mecnun sansın

Gönül tahtıma buyur ruhum senle taçlansın

Nefsim gafletle geçen günlerinden utansın…

Ah! duysam duyabilsem “ümmetim” değişini

Bakışlarında görsem cennetin neşvesini

Silerim işte o an tüm dünya sevgisini

Yeter ki kabul buyur yakine vardır beni

Yeter ki kabul buyur lütfuna erdir beni…!

......

 
 
 
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/8/2007 - ..::Muhammed'i Sevda::..

 

"Adı Muhammed'i Sevda...
"Muhammed'i inkar et diyorum sana"! "Ehad, Ehad" "İnkar et Bilal!" "Ehad, Ehad" Müşrik lider Ümeyye b. Halef ile köle Bilal'in iman-küfür mücadelesiydi bu. Bir yanda bütün güç olanaklarını elinde bulunduran zalim Ümeyye, diğer tarafta Muhammed (sav)'e dost olmaktan başka hiçbir hakka sahip olmayan köle Bilal. Bir destan yazılıyordu o gün. Adı; Direniş. Bir milad düşülüyordu o an. Adı; Muhammedî sevda. Ve her bir Ehad'da zalim tükenirken Mü'min zafer makamında. Müstekbir yine aciz, yalınayaklılar karşısında.

"O gün bugündür, destan olup gönüllere kazındı bu sevda. O gün bugündür devam etmekte bu kavga. Zalimler yine Muhammed (sav)'e saldırmakta, kin kusup salyalar akıtmakta. Saklanma, köşeye çekilme, 'Zarardan etkilenmeyeyim' deme zamanı çoktan gelip geçti. Düşman ar damarını çatlatıp hakaret mevzisine geçti. Artık ashab gibi Muhammed (sav)'e sahip çıkma vaktidir. Artık kabukları kırıp haykırma anıdır. Allah-u Teala'nın buyruğunu yerine getirme zamanıdır. Yüce Allah (cc) buyuruyor: "Onlar sizinle toptan savaştıkları gibi siz de müşriklerle toptan savaşın ve bilin ki, Allah mutlaka (azabından) korunanlarla beraberdir."

"Gelip çatmışsa zaman, koyuluyoruz yola ashabla beraber. Görevimizi öğreniyoruz onlardan. Sıkıntıların doruk noktaya ulaştığı bir zamanda, Akabe Beyatı'ndayız. Elimiz Resulullah (sav)'ın elinde. Kalbimiz Resulullah (sav)'ın sevgisinde. Esad b. Zürare'nin dediklerini tekrarlıyoruz: "Yâ Rasûlallah! Her davetin, yumuşak veya sert, bir yolu ve usulü vardır. Bugün senin yaptığın davet, insanların yüzünü ekşitecek, kendilerine ağır gelecek bir davettir: Sen bizi öteden beri üzerinde bulunduğumuz dinimizi bırakmaya ve kendi dinine tâbi olmaya davet ettin ki, bu çok zor ve ağır birşey olduğu halde, biz senin bu teklifini kabul ettik! Sen bizi insanlarla aramızdaki yakın, uzak bütün akrabalık ve komşuluk ilişkilerini kesmeye davet ettin! Bu da çok zor ve ağır birşey olduğu halde, biz senin bu teklifini de kabul ettik!

.. "Bizim kanlarımız senin kanınla, ellerimiz senin elinledir! Biz, kendilerimizi, oğullarımızı ve kadınlarımızı savunduğumuz ve koruduğumuz şeylerden, seni de savunacak ve koruyacağız! Eğer biz bu ahdimizi bozarsak, Allah'ın ahdini bozmuş bedbaht, yaramaz kimseler olmuş olalım! Yâ Rasûlallah! Bu, sana karşı, bizim sadâkat yeminimizdir! "(Evet Ya Resulellah (sav), bu sana bizim de sadakat yeminimizdir.)

"Senin, "Yüce Rabbim için şartım; sizden istediğim, O'na hiçbir şeyi eş-ortak koşmaksızın ibadet etmenizdir. Kendim için şartıma, isteğime gelince: Kendimi ve ashabımı barındırmanız, bana ve ashabıma yardımcı olmanız. Kadınlarınızı ve çocuklarınızı savunup koruduğunuz şeylerden beni de savunup koruyacağınız hakkında, sizinle bey'at yapayım!" buyruğuna 'Lebbeyk!' diyoruz. Söz sadakat ister. Söz ameli icab ettirir. An olur söz uğrunda ölmeyi gerektirir. Bunun musaddıkı tarihtir. Bunun şahidi yaşananlardır. Bunun tanığı İslam'ın ve asr-ı saadetin ta kendisidir. İslam'ın, elleri-ayakları öpülesi kahramanlarıdır.

"Hicret için Hz. Ebu Bekir ile Peygamberimiz yola koyulmuşlar. Yolda yürürken Hz. Ebu Bekir bazen onun önünde, bazen de arkasında kalıyordu. Neden böyle yaptığını soran Hz. Peygamber'e, Hz. Ebu Bekir şu cevabı verdi: "Arkada iken sana önden bir saldırı gelir diye korktuğum için öne geçiyorum. Bu sefer de arkandan sana bir saldırı gelir diye korkuyorum ve arkaya geçiyorum." "Hz. Peygamber ile Hz. Ebu Bekir mağaraya girecekler. Hz. Ebu Bekir "Ya Resulallah (sav)! Ben senin için girip mağarayı temizleyinceye kadar sen yerinde dur!" dedi. Kendisi mağaraya girdi. Mağaranın içini temizleyip yukarı çıkınca, içindeki delik deşikleri gidermediğini hatırladı. Gidip onları da giderdikten sonra "İn ya Resulullah (sav)!" dedi. Hz. Ebu Bekir bir deliği tıkamadığını görmüş, oradan yılan çıkıp da Peygamber Aleyhisselama zarar vermesin diye o deliğe ökçesini dayamış, deliğin içindeki yılan tarafından ısırılmıştı."

"Çünkü Ebu Bekir dosttu, dostça davranmıştı. İkinin ikincisiydi. Allah böyle hitab etmişti. Uhud savaşıdır. Resulullah (sav)'ın şehit edildiği haberi duyulunca hemen herkes bir tarafa çekilmiş Enes b. Nadr ortada ve "Resulullah (sav) şehit edildiyse hiç şüphesiz Allah Hayy'dır. Resulullah (sav)'tan sonra siz sağ kalıp da ne yapacaksınız? Kalkın! Siz de Resulullah (sav)'ın can verdiği dava uğruna can verin" dedi. Müşriklerle çarpışa çarpışa şehit oldu. Enes b. Nadr'ın cesedinde seksenden fazla kılıç, mızrak ve ok yarası vardı.

ALINTI

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27/8/2007 - iNANIYOR MUSUNUZ ???

 

 

 

 

Adamın biri her zaman yaptığı gibi saç ve sakal traşı olmak için berbere gitti. Onunla ilgilenen berberle güzel bir sohbete başladılar. Degişik konular üzerinde konuştular. Birden Allah ile ilgili konu acıldı...
Berber: " Bak adamım, ben senin söylediğin gibi Allah´ın varlığına inanmıyorum."
Adam: " Peki neden böyle diyorsun?"
Berber: " Bunu açıklamak çok kolay. Bunu görmek için dışarıya
çıkmalısın. Lütfen bana söyler misin, eğer Allah var olsaydı, bu kadar çok sorunlu, sıkıntılı, hasta insan olur muydu, terk edilmiş çocuklar olur muydu? Allah olsaydı, kimse acıçektirmez, birbirini üzmezdi. Allah olsaydı, bunların olmasına izin vereceğini sanmıyorum..."

Adam bir an durdu ve düşündü, ama gereksiz bir tartışmaya girmek istemediği için cevap vermedi. Berber isini bitirdikten sonra adam dışarıya çıktı. Tam o anda caddede uzun saçlı ve sakallı bir adam gördü. Adam bu kadar dağınık göründüğüne göre belli ki traş olmayalı uzun süre geçmişti. Adam berberin dükkanına geri döndü.


Adam: " Biliyor musun ne var, bence berber diye birşey yok"
Berber: " Bu nasıl olabilir ki? Ben buradayım ve bir berberim."
Adam: " Hayır, yok. çünkü olsaydı, caddede yürüyen uzun saçlı ve sakallı adamlar olmazdı."
Berber: " Himmm... Berber diye birşey var ama o insanlar bana gelmiyorsa, ben ne yapabilirim ki?"
Adam: " Kesinlikle doğru! Püf noktası bu! Allah var, ve insanlar ona gitmiyorsa, bu gitmeyenlerin tercihi. İste dünyada bu kadar çok acı ve keder
olmasının nedeni!"

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Image Hosted by ImageShack.us

Bint-u S@HR@

........................................................................ İslam garip geldi ve garip gidecek, gariplere ne mutlu; Onlar dünyada gariptirler oysa Ahiret yurdunda kutlu... Image Hosted by ImageShack.us

Ya Rabbi dava içinde asıl davayı kaybedenlerden yapma bizi... Lütfunla Koru. Kötü insanların yüzünden davaya küsenlerden etme. Ehl-i kıble olan kardeşlerimizin birbirlerine taş atmamaları için bize yardım eyle. Bizi bize bırakma, küffara boyun eğdirme. Mum olmadığımız yerde güneş olduğumuzu zannettirme. Nefsin ve şeytanlaşmış insanların şerrinden bizi koru. Dava içinde Davamızı kaybettirme Ya Rabbi..! Amin. Amin. Amin...

BinTu_SaHRa

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Bağlantılar;

Image Hosted by ImageShack.us 'Sevginin özü' Muhammedî (sas) muhabbet

Image Hosted by ImageShack.us

Kategoriler

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us